Dergi Yazıları 

Ahmet Cemal Gürsoy

Gelecek Köprüsü Nasıl Çalışır?

Berna Kamacı Gürsoy

Geleceği Gerçekle Yazmak

Avni Onur Sevinç

Değişen Dünya İçindeki Anlayışlarımızın Beslenmesi ve İletişim

Hande Ersoy

Gelecek Köprüleri Nasıl Kurulur?

Berna Elkabeş

Gelecekteki İnsanlık Hedefimiz Ne?

Ahmet Cemal Gürsoy

Sakin ve Duru Bir Dünyayı Beklerken

Berna Kamacı Gürsoy

Hayat, Hareket, Ritimde Kendini Bulmak

Avni Onur Sevinç

Sorumluluk Üzerine Notlar

Hande Ersoy

Geleceği Yaratmak...
Psişik Süpürge

Dönüşümün Mührü; Sevgi

Benliklerimiz, yargılarımız, korkularımız, sevgi ve anlayış eksikliğimiz bizi özümüzden, diğer varlıklardan, bütünden ve birlik algısından uzaklaştırır. Yeniden birliğe kavuşturacak dönüştürücü sevgi ‘komşunu sev’ ilkesi ile görünür olur. Bu yol, varlığımızın ihtiyacı olan bağların kurulmasını sağlar.

Sevginin Tanımı

Sevgi, bir kişiye yada birşeye karşı duyulan ilgi, bağlılık, içtenlikli yakınlık duygusu, derin sevecenlik, o kişinin yada şeyin iyiliğini isteme, ona içten bağlanma olarak tanımlanıyor.

Sevgi, içsel bir duygudur. Sevgi, samimi ilgi,  anlayış, dürüstlük ve zevk almayı içerir aynı zamanda sevilen şeyin canlılığını artırır ona yaşam verir. Bu bir kişi ise onun kendini gerçekleştirmesine ve gelişmesine izin verir. Ancak sevgi sahip olmak biçiminde yaşanırsa ;sevilen kişi yada nesne kapatılır, hapsedilir, yaşamasına, gelişmesine  izin verilmez.

"Sevgide korku yoktur.Tersine, yetkin sevgi korkuyu siler atar.Çünkü korku işkencedir.Korkan kişi sevgide yetkin kılınmamıştır."

                                            (1.Yuhanna, 4:18)

​Bizim çoğumuzun sevgiden anladığı  korku temelli, aslında sahiplenmeye ve negative duygulara dayanan adı sevgi olan ama özü sevgiden çok uzak başka bir şeydir.  Aslında hepimizin içinde günlük şuur hali ile hatırlayamadığımız gerçek sevginin kaynağı ile bağlantı mevcuttur.

Hepimizin İçindeki Işık ‘Sevgi’

Kaf suresi 16.ayetinde: "Ben size şah damarınızdan daha yakınım."  diyor. Bizim Sevginin bu kaynağı  ile  bağlantımız  özümüz aracılığı ile sağlanıyor.  Fakat zaman içerisinde özümüzle olan  bağımızı koparıyoruz. Bu nasıl oluyor?

Biz dünyaya geldikten sonra küçük yaşlarımızdan itibaren ebeveynlerimiz bizi korumak adına, masumca bize korku tohumları ekiyorlar. Bir süre sonrada bu öğrenilmiş kalıplar bizim hayatımızı şekillendiren kendi doğrularımızın temelini oluşturuyorlar. Yaşamımızı sürdürmek için maskeler takıyor, negative kalıplar oluşturuyor ve özümüzle bağımızı koparıyoruz. Kendini beden zanneden benliklerle var olmaya çalışıyoruz.

Biz sınırlı bir dünyada olağan şuur halimizle sadece beş duyu ile algıladığımız birhayatı  yaşıyoruz ve kendimizi atalarımızın, toplumun, kendi geçmiş deneyimlerimizin oluşturduğu kalıpların, verdiğimiz sözlerin, aşinalıkların sınırlarına hapsediyoruz. Sadece bu sınırlar içinde olanı Kabul edip, onlarıda bir şekilde oldurmaya çalışıyoruz, olmazsa ; ya reddediyoruz yada terkediyoruz, farklı olasılıklara kendimizi kapatıyoruz. Sadece kendimizi bu şekilde sınırlamakla kalmıyor çevremizi de bu sınırlar içinde değerlendirip, yargılıyoruz. Dolayısıyla ne bir sevgi ne de bir anlayış çıkarabiliyoruz.

Tabi bu durumu bu şekilde sürdürmemek mümkün. Bu yaşamdaki gerçek potansiyelimizin ortaya çıkabilmesi için ;  iyi bir niyet, samimiyet ve dürüstlükle kendimizi nesnel bir şekilde bilmek için gözlemlememiz lazım. Tam da burada kendini bilme çalışmaları bizim için yol açıcı bir anahtar oluyor.

Biz her şeyi doğru gözlemleye biliyor muyuz? Onların içindeki sevgiyi görebiliyor muyuz? Kendimizi bilmek için hayatın içinde ne yapıyoruz? Her ne yapıyorsak onu tutkuyla ve inançla  yapıyor muyuz?

Peki Kendimizi nasıl bileceğiz?

*İçsel kaale almayarak,

*Dışsal kaale alarak,

*Dikkatte kalarak,(çaba ve irade ile)

*Dur egzersizi yaparak,

*Olanla özdeşleşmeyerek,

*Negatif olmama hakkını kullanarak,

*Olayların dilini okuyarak,

*kendimizi haklı çıkarma çabasını bırakarak,

*Görünenin ardındaki gerçekliği farkederek,?

*Nötr kalarak,

*Şimdi de olarak,

Yaşadığımız acıların  çok büyük bir kısmı bilinçdışı düzeyde yaşadığımız içsel  çatışmaslardan, olay örgüsünü çözemememizden kaynaklanıyor. Gerçek bedensel acılar dışında tüm duygusal acılarımızın kaynağı kendimizi bilmememizdir.Kendimizle ilgili anlayışımız değişmedikçe acılarımız, korkularımız, yargılarımız aynı şekilde hatta katlanarak devam eder.

Çalışma bizim tek ilacımızdır. Çalışmayla yaşadığımız her ne ise; kıl kadar şaşmayan düzende olanın bizim varlığımızın ihtiyacı olduğunu biliriz. Yaşadığımız her türlü acı, ıstırap, üzüntülerin içindeki ince sevgiyi görebilir, kazanımlarını fark edebiliriz.

Kendimizi bildiğimizde, yaptıklarımızın farkında olarak bilgi ile hareket ederiz. Sevgi ile ahenkli bir hale geliriz. Yaptığımız her işi yaradanın işi olarak görüp, O'nun adına yaptığımızda, geçmiş tüm anlayışımız değişir. Daha kapsayıcı bir sevgi ve anlaış ortaya çıkar.Bu bizi özümüze daha da yaklaştırırbağımızı güçlendirerek sezgi kapılarımızı açar. Görünmeyen görülür, sezilmeyen sezilir olur. Biz kendimizi bilmeye başladıkça, etrafımıza karşı da sevgiyle birlikte anlayış geliştiririz.Onların yollarını açar, acılarına şifa oluruz.

 

İyileştirici ve Dönüştürücü Güç Şifa

"Sevgi şifadır.Sevgi güçtür. Sevgi değişimin mührüdür."

                                                                             MEVLANA

Şifa niyet ve niyeti kabul eden arasındaki rezonanstır.

Bireysel olarak bize çok küçük ve önemsiz gözüken bir şey başka bir varlığın ihtiyacı olabilir ve sistemde birşeylerin tamamlanmasına katkı sağlayabilir. Karşimiza çıkan önümüze gelen her ne ise bizimle ilgilidir.Kozmos bizim o konuyla ilgili dikkatimizi çekmeye çalışıyordur.

Samimiyetle ve içtenlikle yaptığımız her hareket diğer varlıklarla bağ kurmamıza olanak sağar.Bu bağ varlıklar arasında, şifa etkisi olan  rezonanstır. Yalnızca dinlemek bile çözümü cevabı bizde olmasa bile, dinleyende de bir şeyler açığa çıkarabilir. Her iki tarafta şifalanabilir. Biz diğer insanlara, acılarını ve özlemlerini görüp, yol açtığımızda onların kendilerini gerçekleştirmelerine izin verdiğimizde şifada gelir.

Verebilmek İçin ‘Dua’

SEVGİ HERŞEYDEN ÖNCE FEDAKARLIKTIR, YANİ HİÇBİR KARŞILIK BEKLEMEDEN BAŞKASINA KENDİNDEN BİRŞEYLER VERMEK ESASINA DAYANIR.

                                                                                                                        DR. BEDRİ RUHSELMAN          

Tanrısal olana ulaşmak için samimiyetle dua edebilmeliyiz. Biz genelde sadece almak için dua ederiz, burada  vurgulamak istediğim vermek için dua edebilmek. Bunun için verebilen, vermekte zorlanmayan bir enerjiye dönüşmeliyiz.

Zihinsizce, korkusuzca, hesapsızca, hiçbir beklenti içinde olmadan, sonu ne olur diye düşünmeden, hiçbir benlik, kişilik üstlenmeden, sahiplenmeden, şifa verir gibi diğer varlıklara verebilmeliyiz.

Başka insanlara onlara farkettirmeden bir şeyleri değiştirebileceklerinin cesaretini verebiliriz. Örneğin, yaptığımız işlerle ilham veren fikirlerle ve davranışlarla  yalnızca dikkatimizi onlara verip dinleyebilmek bile bir verme eylemidir. Başkalarını sevmek dışsal olarak canım cicim demek, sadece onların dışsal ihtiyaçlarını karşılamak değil. Bir başkasının acısını anlamak o kişiye verebileceğimiz en büyük hediye olabilir.

Başkasını sevmek; onlara kendilerinin de aktif olarak dahil olduğu, özgüvenlerini ve farkında olmadıkları potaniyellerini ortaya çıkarabilecek bir ortam yaratmak olabilir.Yalnız burada dikkat etmemiz geren nokta; kendi gurur ve kibrimizi iyi gözlememiz lazım.  

Başkalarına verebilmemiz için,tüm fazlalıklarımızı, bizdeki kibir ve gururu, kendini yüksek görme duygusunu alçakgönüllülükle alt ettiğimizde ihtiyacı olanın ihtiyacını tesirsel olarak da verebiliriz.Verebilmek için öncelikli dua ve çabamız, kendimizi dönüştürmek olmalı ki,yaradanın işini yapan saf ve temiz birer kanal olalım. Vermek asla bizi azaltmaz aksine çoğaltacağını bilerek hayata bakmalı ve sonsuz bir tevekkülle olan her şeyin en yüksek hayrımıza tezahür ettiğini bilerek pozitif yaratımlar içinde olmalıyız.

 

Anlayişin Genişlemesi ve Görünmeyenin Sezgisi

"BULUNMAZ HİÇBİR AHENKSİZLİK MEKANI GÖKYÜZÜNDE OLANLAR ARASINDA. TEK AMACI VARDIR HEPSİNİN, TEK ZİHİN, TEK HİS; ÇÜNKÜ BAĞLANMIŞTIR SEVGİ BÜYÜSÜYLE ONLAR TEK AHENKLİ BÜTÜNE."

                                                                                                                                                HERMETİKA

Samimiyet, içtenlik, temiz kalplilik ve sevgiyle attığımız her adım, bizim başkalarını kalpten anlamamızı sağlar. Içsel çalışmalar, farkındalık, titreşim yükselmesi neticesinde kendi frekansımıza uygun bilgiyle buluşur, kabımız kadar bilgiyi alırız. Aldığımız bilgiyi hayatımızda kullanarak algımızda bir farklılık bir değer farklanması,  bir idrak genişlemesi yaşarız. Ve o zaman hem kendimizi hemde birliği anlamaya başlarız.  Ben değil, BİZ oluruz. Olanın, görünenin, duyulanın ötesindeki BİRLİĞİ fark ederiz.

"Komşunu sev" ilkesinde merhamet vardır. Bu ilkeyi uyguladığımızdave nötr gözlem yaptığımızda Tanrı’nın merhameti ile bağ kurarız. Komşumuzu sevdiğimizde Tanrı'yı sevmiş oluruz. Komşu dediğimiz kendi içimizdeki benlikler de dahil olmak üzere sokağa çıktığımızda gördüğümüz görmediğimiz her şeydir. Kendi içimizdekini sevmezsek komşumuzu da sevemeyiz.

Bizim özümüz anlayıştır, özümüze yaklaştığımız her an anlayışımız yükselir. Dirençsiz, nötr olduğumuzda kendimize ait parçaları başkalarında görmeye başlarız. En önemli dersimiz, başka insanlardaki parçalarımıza bakabilmektir. Bu halde anın ihtiyacını tezahür ettirebiliriz. Yukarının tesirine kendimizi açıp mevcut algımızın dışına çıkabiliriz. Özümüzün ihtiyacını anlayıp kalıpların dışına çıkabiliriz.

Yaşadığımız olaylardan almamız gerekeni alamadığımız için aynı döngüselliği defalarca sürdürüyoruz. Öze görünür olmak için yüksek titreşimli duygular üretmeliyiz. Bizim yolculuğumuz öğrenme değil öze giden yolu hatırlama yolculuğu. Sınırlarımızın dışına çıktığımızda Tanrı'ya giden gerçek yol açılır.

Özümüzle nasıl buluşuruz?

Kendimizde çıkanı dürüstlükle Kabul ederek,

Güven duygusu geliştirerek,

Tüm fazlalıklarımızı bırakarak,

Samimiyetle yaparak,

Başkalarının acılarını hafifleterek,

Beş duyunun dışında gelenin sezgisine kendimizi açarak,

Kalpten kalbe dokunarak,

Komşunu kendin gibi severek,

Dışsal kaale almayarak,

Nötr kalarak,

Objektif olarak,

Hermes’in dediği gibi, “Her parça bütünün temsilcisidir.” Ve parça bütüne ait olduğu müddetçe, parçadaki değişim, bütünü de değiştirir. Etrafımızdaki tüm varlıklar biricik ve benzersiz ve bütünü oluşturan çok değerli parçalar. Bunları fark etmeli ve buna inanmalıyız. O zaman bizde bir farkındalık bir değişim başlar.

Dış koşullardan ve zihinden etkilenmeyen tek organımız kalp'tir. Kalp her zaman canlıdır ve diğer boyutlarla bağlantıdadır. Kalp kapısı bizi üst boyutlara taşıyacak yerdir.

Gerçekten sevebilemizin önündeki engelleri kaldırabikmemizin yolu  ‘’Herkesle her şey olabilmektir.’’ Bu söz çok kapsayıcıdır. Karşımızdakini olduğu gibi kabul etmemizi sağlar. Gerçekten sevgi ve anlayışı çıkarabilmemiz için cesaret, inanç ve imanımızın olması gerekiyor.  Görünen görünmeyen her şey birbirine bağlı. Sadelik bizi birliğe götürüyor. ‘’Ben hiçbir şey değilim.’’ dediğimizde ilüzyonu kırarız. Düşünceyi durdurduğumuzda, nefes almaya devam ettiğimizde sevgi iner, ilham kapıları açılır.

Sevgi, ilham ve sezginin ana damarıdır.Yüksek kaynağa sevgi aracıığıyla bağlanıp ilham indirebiliyoruz.

Gülnaz Ayyıldız

  • Wix Facebook page
  • YouTube Social  Icon
  • Instagram Social Icon
  • Wix Twitter page
  • Google Places Social Icon

Adres: :Asmalı Mescit Mah, Asmalı Mescit Cd. No: 19 D: 3 34437 Beyoğlu/İstanbul

T: +90 (212) 245 22 26

T: +90 (212) 245 22 01

E: info@yukseksuur.com

© 2019 Yüksek Şuur Bilimleri Derneği 

Bu site içeriğinin tamamı için, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 15.Maddesi uyarınca içeriğin kısmen veya tamamen kullanılması halinde eser sahibinin ve sitenin ismen belirtilmesi yasal olarak zorunludur.