Dergi Yazıları 

Ahmet Cemal Gürsoy

Sakin ve Duru Bir Dünyayı Beklerken

Berna Kamacı Gürsoy

Hayat, Hareket, Ritimde Kendini Bulmak

Avni Onur Sevinç

Sorumluluk Üzerine Notlar

Hande Ersoy

Geleceği Yaratmak...
Psişik Süpürge

Berna Elkbeş

Haz Duygusunu Yenemezsek?

Ahmet Cemal Gürsoy

Zaman Ağardığında

Avni Onur Sevinç

Hayatı Yaşamak Üzerine

Esra Ersoy

Olanları Olmaya Bırakma Sanatı

Merve ay

Bırakmaya Güvenmek

Kuşların Dili

İnsanlar niye kuş simgeciliğinine gerek duymuşlar? Zeus, Yunan mitolojisinde en büyük tanrı, tabi ki onun sembolü kartaldır. Apollon atmaca, Atena baykuşla, kendi enerjisel alanlarını anlatmaya çalışmışlar. Eski Yunan'da kuşların uçuşları gözlemleniyor, kuşlar kuzeye gidiyorsa gidiyorsa uğurlu, batı yönünden gelen kuşlara özellikle uğursuz kuşlar deniyor.  Dünyaya baktığımızda Papua Yeni Gine'de adalarında yerliler yaptıkları heykellerin üzerine hep bir kuş koyuyorlar. O kuşun da ölen birinin ruhunun öte dünyaya gittiğini anlattığını söylüyorlar. Yani hep kuşlarla öte alem arasında, ahiret arasında eşleşme söz konusu.

Demek ki insanoğlunun serüveni ve eski yerliler bunu bu dünyayla sınırlamamışlar, daha geniş bakabilmişler. Burada bir anlam yatıyor; çünkü bunu Amerika'da ayrı yapmışlar, Afrika'da ayrı yapmışlar Asya'da ayrı yapmışlar. Bir ortak dil konuşulmuş.

Karga, Yunan mitolojisinde uğursuz kabul edilir. Anadolu mitolojisi için de geçerlidir. Çünkü birçok Yunan Tanrısı, diye bildiklerimiz Artemis gibi, Apollon gibi Anadolu'dan alınan, uyarlama tanrı ve tanrıçalardır. Bu arada Anadolu'da simgesi olan güvecin var, onun Antik Mısırda da çok önemli bir anlamı var. Özellikle güvercinin günahsız insanların ruhu olduğuna inanılır. Beyaz renginden dolayı aşkı barışı simgeliyor. Yine antik Mısırda güvercinleri dört bir yöne salınması var kutlamalarda törenlerde yer alıyor. Antik Mısır törenlerinden çağdaş dünyamıza bir yansıma. Venüs özellikle güvercinin tanrıçası olarak Ana Tanrıça. Ne anlıyoruz özellikle mitolojik olarak baktığımızda dişil enerjiyle, Ana Tanrıçayla bir bağlantı kuruluyor. Kuşlar, özellikle kalple ilgili. Demek ki öte alemle bu dünya arasında bir bağlantı kurmamız gerekiyor.

Et, baykuş ve Atena… Bir zeka var baykuşta, bir bilgelik var. Atena'nın omzunda baykuş var, çünkü Atena bütün bilgileri baykuştan alıyor. O yüzden Batıda baykuş iyi bir imaja sahip. Yine Anadolu'da ve eski Yunan'da Demeter ile yapılan ritüellerde baykuş kurban edilir. Kurban meselesi eski kültürlerde çok önemli şaman çok başarılı olduğunda o kabileden negatif enerji çıkmadığında, tanrıların bazıları da negatif enerjiyle

beslenir yeraltı tanrıları onlara yapılan bir kurban vardır,  akıtılan bir kan vardır.

Leylekler, çocuklarla ilişkisi yine Mısır'dan geliyor. Mısır'ın bu kültürel bilgisi yaşıyor. Onlar leyleklerin yaşlılıkla ilgili olduğuna inanıyorlar, sorumlulukların yaşlılara verilen çocuk sorumluluklarıyla ilgili. Adalet getirir gerçekten, bir aileye bir çocuk geldiğinde bazı şeyleri dengelemek için gelir, daha derinine baktığımızda. Bunları bir şekilde anlatıyorlar. Tabi toplum bunun kabasını alıyor. Farkında olmadan alt yapıdaki ilk bilgileri de çalıştırıyor. Yine Yunan gizemcileri sadakat dolu Ana Tanrıça olarak görüyorlar kaz, kuğu, leylek, balıkçıl yakın simgeler. Aynı zamanda Apollon Anadolulu bir tanrı, Fenike dilinde "Ap olen" büyük yüce baba anlamına geliyor ve Anadolu'da güneşi simgeliyor. Güneş ve kaz, kuğu arasında hep bir bağlantı kuruluyor bunlar da yine insanların kozmik kökenleriyle ilgili düşünce biçimlerini taşıyan simgeler.

Mısır mitolojisinde yaratılış kuşlarla ilgili. Dört element bir araya geliyor ve kozmik yumurta oluşturuyor. Bu kaos ortamında oluşan yumurtadan RA bir kaz biçiminde görünüyor. Mısır kazı, güneş tanrısı RA'nın ilk biçimi. Nil nehrinin çamurları evrenin ilk zamandaki kaotik durumunu anlatmak için kullanılıyor. Suyun ve toprağın bir arada oluşu, tesirlerin buluşması… Dört elementin serüvenleri burada işleniyor. Bir ada ortaya çıkıyor. O adadan bir yumurta ve yumurtadan da bir kaz meydana geliyor. Onun uçması karanlığı yok ediyor, canlı yaşamı başlatıyor. Yani yeryüzünde karanlığın yok olması ve olumlu bir canlılığın ortaya çıkması yine kuş figürüyle anlatılıyor.

Mısır'da ölen kişinin ruhuyla ilgili bazı sınıflandırmalar var; özellikle KA, KU ve BA şeklinde adlandırmalar var. Bizim Anka kuşundaki "ka" buradaki "Ka" ile ilgili mi, diye araştırmak da gerekir. Özellikle her varlığın Ka'sı kendine özgü oluyor, varlık geliştikçe Ka'sı da gelişiyor. Ku ise asla değişmiyor. Onlar ruhun parçaları olarak adlandırılıyor Mısır mitolojisinde ve varlık yeryüzünde ölünce Ka'sına geçiyor. Ölümsüzlük düşüncesini bu Ka taşıyor. Simgesi de iki tane yukarıya açılmış el. Ba da daha çok, insanın öldüğü ilk zamanlarla ilgili. Bir şey sürekli gidip geliyor özellikle mumyayı o yüzden yapıyorlar, Ba geldiğinde insanı görsün hedefini şaşırmasın gibi düşünüyorlar. İnsan başlı bir kuşla simgeleniyor, bazı çizimlerde. Özellikle geceleri mezara dönüyor, şeklinde düşünülüyor,  ait olduğu kişi arıyor o yüzden altına bir mumya insan başlı bir tabutta konuyor. Eğer bu bir hasar görürse buna benzer bir heykel yerleştiriyorlar Ba için.

Bir de MAAT var Mısır tanrıları içinde. Maat özellikle firavunların koruması gereken öncelikle yaşatması gereken tanrıça ya da bir figür olarak çiziliyor. Yöneticilerin tanrısallığı koruması gerektiği fikrinin yansımasıdır Maat. İşte bizim Oğuz Kağan destanına baktığımızda hep bir kutsallık vardır, kutsal ışık yeryüzüme iner, oradan bir peri kızı çıkar. Oğuz Kağan onunla evlenir, işte bir ağacın içinden çıkar peri kızı. Yani yönetimin özellikle bu kutsallıkla bağlantısı olması gerektiği her mitolojide anlatılır.

Yukarı Mısır ve Aşağı Mısır'ın simgeleri birisi kobra birisi akbaba. Aşağı Mısır denize dökülen kısım kobra dişil enerji. Bir de mumyalama sırasında ortaya çıkan organların konduğu kavanozlar var Mısır'da. Bağırsakları da kuşlarla ilişkilendirmişler. Bağırsakların neden atmaca ile ilgili kavanoza konduğu araştırılabilir. Tabi kalbin yüreğin tüy ile tartılması var Mısır'da, tüy yine kuş ile ve yukarı ile ilgili demek ki tüyün yapacağı ağırlık kadar bir kibir bir kirlilik taşımamamız gerekiyor.

Şamanizm de ilk şamanın bir kartal olduğuna inanılır. Yine Japonya'nın kuzeyinde bir kabile var, Aynular onlar da Asya'dan göçtüler oraya yine kartalı yaratıcı Tanrı olarak düşünüyorlar. İlkel toplulukların çoğunda kartal güneşle özdeşleşiyor yine yukarıyla bağlantı kuruyorlar. Özellikle ölenlerin ruhlarını öbür dünyaya götürdüklerine inanılıyor.

​​

Çift kartalı ben Anadolu kültüründe görüyoruz. Selçuklu kartalı nereden geliyor, diye çeşitli kazılarda 6000-7000 yıl önce Konya'da Karahöyük, Acemhöyük-Kayapınar ve Hattuşaş'ta yapılan kazılarda bulunan kartal baskılarını görüyorsunuz. Anadolu mitolojisinde de dünya mitolojisinde de  yönetimle ilgili damgalar  idarecilerin kullandıkları semboller ve soyun yukarıya dayanmasıyla ilgili bağlantılar.

Özellikle şamanlar aura temizliğinde kartal tüyü kullanıyorlar. Kişiliğin öze dönüştürülmesi için kartal sembolü bir mesaj taşıyor. Gölgelerle barışmak onları ehlileştirmek için de kartaldan yararlanılır. Kartalın yuvası neresidir,kalbimizdir. Kalp ile ilgili gönderme özellikle kartalda yapılıyor.

Baykuş'a gece kartalı diyor Kızılderililer, hileli tüyler bırakırlar, çünkü çok sesiz uçuyor. Geldiğini hissetmezsiniz. Bu da ona bir anlam kazandırır. Başkalarının özellikle kandırıldığı yerde baykuş gerçekte ne olduğunu görür ve bilir. Atena'nın baykuşu da her zaman omzunda ve Atena'ya ortamla ilgili bilgi veriyor, özellikle insanların kandırıldığı ortamlarda doğru bilginin taşıyıcısı sembolü her zaman baykuş olmuş.

Kuğu zerafet, güven duygusu sezgisel dişi yön. Rüya zamanına girebilen kuş. Rüya zamanına girmek ne demek zaman ve makanın ötesinde bir yerde olabilmek demek. Sol beyinden sağ beyine geçebilmek. Kuğu takım yıldızı da var. Sirus ve Orion'un içinde yine eril dişil güçler, onun arkasından Horus bizim dünyanın güneşi yine böyle kozmolojik olarak baktığımızda evrenden tesirleşmenin hangi yönde ilerlediğini görüyoruz. Güneş de dünyamız için eril pozisyona geçiyor.

Balıkçıl, leylek, kelaynaklar, turnalar bir grup oluşturuyor. Özdönüşümü anlatmak için özellikle bu kuş türlerini seçilmiş. Özellikle mavi tüyleri var balıkçılın ve kendine acıma, değersizlik, yetersizlik duygularına karşı uyarır. Gerçekten özdönüşüm yapabilmeniz için değersizlik yetersizlik duygularımızı aşmamız gerekiyor ve yerine de sevgiyi koymamız gerekiyor. Zerafeti neşeyi mutluluğu, merhameti özveriyi koymamız gerekiyor. Bunu anlatan bir kuş, daha derinlere dalmaya çağırıyor bizi. Gerçekten de bu kuşlar iyi dalıcılar.

Kuşlarla arası iyi olan kimler var diye de baktım, Süleyman Peygamberin kuşlarla konuşabildiğini gördüm, Uygurlarda Bögü Han, Hıristiyanlıkta Sant Francisco kuş dillerini konuşabilirlerdi. Mani dininde her şey ortak üretiliyor ve ortak bölüşülüyor. Ama tabi kendini koruyamamış o zamanın sert iklimi arasında Manicilik bitirilmiş. Erken bir iyi niyet çıkışı diyelim biz ona .

Biraz Anadolu'ya dönelim, Turna ile  Hermes-İdris meselesine baktığımızda Anadolu'da balıkçıl biraz turnaya dönüşüyor yine aynı bakıyoruz bir nefeste Pir Sultan Abdal şöyle söylüyor:

 

 "Hazreti Şahın Avazı

  Turna Derler Bir  Kuştadır

  Asası Nil Deryasında

  Hırkası Bir Derviştedir."

 

Yani turna aslında Hrmes'i simgeliyor ve Nil deryasında kökene doğru bir bilgi göndermesi yapıyor. O batıni, ezoterik bağlantıyı Alevi Bektaşi deyişlerinde görüyoruz.  Başka bir anonim dörtlükte de şöyle diyor ozan:

İdris nebidedir hakikat sırrı

Işk’ı faş eyleyip kudretin narı(aşkı yayıp kudretin narı)

Nuh-ı nacide gezip kuhi derya(seçilmiş ruh)

Ol demde bildi Haydarı Kerrari (korkusuzca düşmanın üstüne atlayan aslan)

 

Tod-Hermes-İdris bunların her biri ayni enerji, aynı olayı anlatmak için simgeler. Anadolu'ya yansıyan tarafına bakalım. Antik dönemin tarihçisi Heredot anlatıyor, ilkbahar aylarında kanatlı yılanların göçü oluyormuş Mısıra doğru, onların da yolunu gözleyen bu kuşlarmış. Mısır'ı bu kanatlı yılanlardan koruyor. O yüzden bu kuşlar değerli toplumun koruyucusu olarak görünüyor. Yılan sembolizmde egoyu, negatif duyguları simgeliyor.

Roma'da Apollon'un turnalarla bir tutulduğunu görürüz. Işık ve güneş tanrısı olarak da anılan Anadolulu Apollon'a turna sembolü çok yakışır. Hatta Bursa Ulubat gölünün bir adı da "Apollont" gölü ve o gölde yaşayan balık da turna balığı. Öyle bir eşleşme de olmuş, bunlar kim bilir tarihin hangi derinliklerinde birbiriyle örtüştü ve birer eşzamanlılık olarak kendilerin i duyurmak istiyorlar.

Ahmet Yesevi, Asya'dabir sufi ve onun  turna elbisesi giydiği rivayet ediliyor.Turna halk hikayelerinde haber götüren kuş, bir de turna dansı vardır çok meşhur yine  iki kişinin kanat hareketleri kollarla yaptığı turna semahı da Anadolu'da bu gün yaşatılıyor.

Sufizimde çok önemli bir eser, bir başyapıt var Feridütütn Attar 'ın yazdığı Mantıku’t Tayr-Kuşların Diliyle. Öyküsü şöyle:  Rivayet olunur ki kuşlar kuşların padişahını merak ediyorlar ,ona gitmek istiyorlar, ama tek başlarına gidemiyorlar. Onlara bir önder gerekiyor o da Hüthüt kuşu oluyor. Süleyman Peygambere habercilik yapan Hüthüt, bu yolun zorluklarını anlatıyor, bazıları vazgeçiyor ama Hüthüt onları ikna ediyor.

Daha sonra yolculuğa çıkıyor yüzlerce kuş, kimisi vadilerde güzel şeyler bulup oyalanmaya uçuyor, kimisi yolu şaşırıyor bazıları bir şekilde yoldan uçuyorlar. Hüthüt ikna ediyor ve onların her birini talep, marifet, aşk, istiğna, tevhid, hayret, fakr-ı fena denilen yedi vadiyi geçerseniz Simurg'a ulaşacağız diyor.Kalanlarla devam ediyor yüzlerce kuş vadiler aşıyorlar yüce bir dergahın önünde duruyorlar yüzlerce kuştan otuz tane kuş kalıyor.

Bir elçi geliyor kimi arıyorsunuz, diyor.  Simurg'u arıyoruz, diyorlar. Haberci bir kağıt parçası tutuşturuyor ellerine bir bakıyorlar ki bütün maceraları o kağıtta yazıyor. Şaşırıyorlar, tam o sırada da Simurg tecelli ediyor dev bir aynada. Kuşlar bakıyorlar ve şu sesi duyuyorlar: Siz buraya otuz kuş geldiniz, şu anda aynada otuz kişi görüyorsunuz ve gerçekten hepsi otuz kuş (Farsça si=otuz, mürg=kuş) kendilerini görüyorlar. Kendini bilen Rabb'ini bilir, diye mesajı veriyor Attar.

Hüthüt kuşunun kılavuzluğu çok önemli, o olmasaydı buraya kuşların otuzu ulaşamayacaktı. Gerçekten de gölge güneşte kayboluyor ve kendileri olduklarını anlıyorlar. Hüthüt'ün ikna eden sözlerine yer verelim:

 

Simurg apaçık meydanda olsaydı

hiç gölgesi olur muydu

Simurg gizli olsaydı

hiç aleme gölgesi vurur muydu

Burada gölgesi görünen her şey

önce orada meydana çıkıp görünür

Simurg'u görecek gözün yoksa

gönlün ayna gibi aydın değil demektir

Kimsede o güzelliği görecek göz yok

Güzelliğinden sabrımız gücümüz kalmadı

O yüce lütfuyla bir ayna icat etti

O ayna da gönüldür

Gönlüne bak da onun yüzünü gönülde gör.

 

Kuş simgeciliği, uzay ve zamanın ötesindeki daha derin bir varoluş üzerinden yansıyan bilgileri anlatmak için kullanılmış.İnsan bedeninde olan ruh varlığının birliğe dönüşünü kuşlar simgelemiş. Kartal, baykuş, kuğu, güvercin kanatlarında pek çok ezoterik kadim bilgi taşımış. Yüksek bir hızın, yüksek maddelerin, yüksek hidrojenlerin yeryüzünde kadim anlatımı olmuş kuşlar. İnsanın duygu düzeyindeki ruhsal serüveninin bir yansıması olmuş. Bu kanatlı bilgilere gereksinim duyuyoruz. Onlar bize kılavuzluk yapıyor tıpkı hüthüt gibi. Hiç gerek yok oyalanmaya ve yola düşmek gerekiyor; kuş dilini öğrenmek, kuş kanadını takmak gerekiyor. Kuş kılığına giren, kuş olan ışığa ulaşır. Yani ışığın niteliklerini kendinde arayan, güneş seviyesinde olmayı hedefleyenler insanın öyküsünü bir sonraki boyuta taşır.

Cüneyt Gültakın

  • Wix Facebook page
  • YouTube Social  Icon
  • Instagram Social Icon
  • Wix Twitter page
  • Google Places Social Icon

Adres: :Asmalı Mescit Mah, Asmalı Mescit Cd. No: 19 D: 3 34437 Beyoğlu/İstanbul

T: +90 (212) 245 22 26

T: +90 (212) 245 22 01

E: info@yukseksuur.com

© 2019 Yüksek Şuur Bilimleri Derneği 

Bu site içeriğinin tamamı için, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 15.Maddesi uyarınca içeriğin kısmen veya tamamen kullanılması halinde eser sahibinin ve sitenin ismen belirtilmesi yasal olarak zorunludur.