Bırakmaya Güvenmek


Dışsal olanları, dışsal bakarak algılamaya, anlamlandırmaya çalışırız. Oysa dışsal olanın ardında görünmeyen bir parça vardır. Beş duyu ile algıladıklarımızın ardında onu var eden gerçeklik. Bu parça hem saklıdır hem de aşikâr. Çünkü saklandıkça kendini görünür kılar. Önüne çekilmiş duvarları olduğu için, ardında olanı keşfetmek bizim tercihimiz olur. Öyle hemen avuçlarımızın içine tüm çıplaklığı ile dökülmez, biz sorarak, sorgulayarak anlamaya çalışırız.


Tüm masumiyetimizle, samimiyetimizle yol alırken yeni bir şey ile karşılaşmak, beklemediğimiz an’da birden önümüze düşmesi, dengemizi bozar, anlamadıkça ve bilemedikçe de zorlanırız. Hemen cevaplar verilsin, eteklerimizdeki taşlar dökülsün isteriz. Zira kurallar ve düzen böyle değildir. İhtiyacı olana ihtiyacı kadarı verilir. Düzen kendi işleyişinde sürekli akış halindedir, bir zerrenin şaşırması, durması, bocalaması onu etkilemez. Sürekliliği devam eder. Bu sürekliliğin içinde bizim de kendi içsel gelişimimizi ve sürekliliğimizi sağlamamız gerektiğini düşünüyorum. Uyumlanabilmek ve bütünün parçası olduğumuzu idrak edebilmek için. Zaman zaman sadece tesirleri kalır üzerimizde, anlık edindiğimiz haller bizde bir açılıma sebep olur. Bazen de hiçbir etkisi olmaz ama içsel mabedimiz alacağını alır, daha sonra yeri geldiğinde kullanmak ve dönüştürmek için.


Süreklilik bir bakıma içimizdeki ateşi kaybetmeden yolda olabilmektir. Ateş sönmeye yüz tuttuğunda kaybolur parçalarımız, dağılırız, negatif bir etki sarar etrafımızı. Sadece tek bir olayın, kişinin, düşüncenin ya da duygunun etrafında döneriz. Merkezimiz o olur, diğer parçaları görmeyiz ya da görmek istemeyiz. Sonra aynılığın içinde tekrarlardan, yapamamaktan, umutsuzluktan söz ederiz. Bu hali değiştirecek yeni bir hamleye ihtiyaç duyar varlığımız. Tanımını yine kendi sezgilerimiz ile alabileceğimiz. Her birimiz için böyle bir yol vardır. İçinde bulunduğumuz şartlar ve yaşadığımız ne olursa olsun mutlaka vardır. Bu pozitif bir bakış açısı değil, yaşanmışlığın ifadesidir. Bütüne duyulan güven ve şüphesiz olma halidir.


Peki, durup dururken bu çıkış yolu bize gelir mi? Gelmez, gelmiyor. Bunu gerçekten istememiz lazım. İstemediğimizde onun için çaba göstermiyoruz çünkü. Bir şeyi bırakmak gibi de düşünebiliriz. Bırakamıyorum, olmuyor deriz ya hep. Oysa gerçekten bırakmak istemeyiz. İsteseydik bunun için çaba harcar ve muhakkak yapardık. Gerçekten yapmak istediğimizde, dilimize bahaneler, kalbimize korkular, zihnimize kalıplar gelmez. Sadece hedefimiz olur ve peşinden gideriz. Hatırlamaya ve görünmez olandan bilgiyi almaya başlarız. Bu da bırakarak ve yeni alan açarak olur. Bırakmaya güvenmeli insan. Değerli hocamın sözü, “Bıraktıkça bilgelik gelir” tam da bu noktada anlam olarak karşılığını buluyor.


Bırakmaya güvendiğimizde ve onu istediğimizde bir çocuk gibi akışın içinde oluruz. Neşe ile geleni kabulde olmak, içe yönelmek, alçakgönüllülük, sevgi ve şefkati kullanmak

Görünmeyendeki bilgeliği anlamayı, varlığımızın ihtiyaçlarına cevap bulmayı diliyorum, bırakmayı bilerek, bırakmaya güvenerek, içtenlik ve dürüstlük ile…

  • Wix Facebook page
  • YouTube Social  Icon
  • Instagram Social Icon
  • Wix Twitter page
  • Google Places Social Icon

Adres: :Asmalı Mescit Mah, Asmalı Mescit Cd. No: 19 D: 3 34437 Beyoğlu/İstanbul

T: +90 (212) 245 22 26

T: +90 (212) 245 22 01

E: info@yukseksuur.com

© 2019 Yüksek Şuur Bilimleri Derneği 

Bu site içeriğinin tamamı için, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 15.Maddesi uyarınca içeriğin kısmen veya tamamen kullanılması halinde eser sahibinin ve sitenin ismen belirtilmesi yasal olarak zorunludur.