Geleceği Yaratmak Üzerine... Psişik Süpürge


Geçmiş ve gelecek arasında farkındalıkla varoluşumuzu an’a entegre ediyoruz. Geçmişimizden gelen yükler ile geleceğin hayalleri ya da korkuları arasında, gerçek yaratıcılığımızı ne kadar kullanabiliyoruz?


Genel kabulde ‘karma’ diye adlandırılan, geçmişin geleceği şekillendirdiği inancı hakimdir. Yapılmış seçimler, verilmiş kararların sonuçlarıyla karşılaşmak diye ifade edebileceğimiz bu kavramı, gelin birlikte açalım. Karma denince sanki yazılmış bir kaderin mahkumlarıymışız algısı ortaya çıkıyor. Gerçekten de bu bir mahkumiyet midir yoksa geleceği yeniden şekillendirmenin anahtarlarını elimizde tutuyor olabilir miyiz?


Geleceği şekillendiren şey bizim an’ın içindeki tutumlarımızdır. Olaylar karşısında takındığımız tutumlar, ortaya koyduğumuz eylemler. Bazen tökezlediğimiz durumlar vardır. Benzer olaylar karşısında hep aynı yanlış davranışı yaparken buluruz kendimizi. Her seferinde bir daha böyle davranmayacağım deriz, bir karar alırız, deriz ki “şu olunca ben de böyle davranacağım”. Derken olay karşımıza gelir ve biz kendimizi yine aynı döngünün içinde buluruz. Nedir bizi bu kısır döngünün içinde tutan şey? Verdiğimiz karara rağmen sanki içimizde kendi başına hareket eden bir mekanizma varmış da biz ona müdahale edemiyormuşuz durumda kalırız. İrademiz çelik gibi olsa bile gün olur bizden bağımsız bir küçük şeytan, bir küçük canavar içimizden çıkıverir. Bütün niyetimize, verdiğimiz kararlara aykırı kendi başına bir iradesi varmışçasına bir davranışı yaparken buluruz kendimizi... Oysaki her bir davranışımız, her bir duygumuz, her bir düşüncemiz geleceği tohumlamaktadır.


Bu işleyişin ardında yatan sır, bitmemiş bir işte gizlidir. Duygu dünyamızda öyle bir çentik vardır ki, aynı olay karşısında hep tetiklenir ve aklımızla verdiğimiz kararın önüne geçen bir hızla kendini bir davranış olarak ifade eder. Olay anının içinde bir negatif duygu tetiklenerek her şeyin önüne geçen bir hızla kendini ifade eder. Biz inkar etsek bile, kendimizi savunmaya da çalışsak içten içe biliriz aslında ne olduğunu da ismini koymaya çekiniriz.


Değiştirmeye çalıştığımız bu ifade bulup davranışa dönüşen negatif duygu tam da çalışmamız gereken konudur. Değişikliği sadece davranışlarımızda veya düşüncelerimizde yapmaya çalışmak işe yaramayacaktır. Peki, duygular değiştirilebilir mi? Bunu yapabilmek mümkün müdür? Duyguların hızının önüne nasıl geçilir? Geçmiş duygu ve düşüncelerle kaydedilmiş izlenimler nasıl dönüştürülebilir?


Doğduğumuzda aslında negatif duygularla doğmayız. Doğduğumuzda özümüze en yakın halimizde doğarız. Bu belki de dünyaya gelmenin en kıymetli hediyesidir. Özümüzdeki gibi olabilmek. Sadece gerçek ihtiyacımızı bilen bir şuur açıklığımız vardır. Karnımız acıkınca arkasında başka bir sebep aramayız ya da karnımızı doyurmak için ne yapsak diye düşünmeyiz. Her şey çok basittir. Karnı acıkan bebek ağlar, anne gelip onu besler ya da beslemez. İşte her şeyin karışmaya başladığı noktadayız. Tatminli ve sevgiyle büyüyen çocuklar, özleriyle bağlantıda kalmaya devam edebilirler. Mahrumiyet ve sevgisizlik ise çocukta duygusal travmalara neden olur. Bizler bir bebeğe baktığımızda onu küçük, henüz hiç bir şey bilmeyen, her şeyi bizim öğreteceğimiz tecrübesiz bir canlı olarak görürüz. Oysa bir bebek, fiziksel olarak evet bakıma muhtaçtır öte yandan varlıksal bir bilgeliğe de sahiptir. Bu işin görünmeyen yanıdır. Bilinmeyenin izlerini bünyesinde taşır. Özellikle de bitmemiş işlerin. Önceki yaşamlardan ve hatta atalardan aktarılan bu genetik kodlar, kanımızda dolaşır, hücrelerimizde işaretlidir. İşte bir karma varsa, bu izleri taşıyor olma gerçeği bir karmadır. Bunlar her neyseler olduğu gibi kabulünden başka yol yoktur.


Peki ya gelecek... İşte gelecek diye adlandırdığımız zaman diliminde yaşadığını varsaydığımız,

henüz tezahür etmemiş gerçeklik. Bu, anın, şimdinin içinde gizli, sessiz hareketsiz potansiyel olasılıklar. Peki, biz bu sonsuz olasılıklardan hangisini harekete geçireceğiz? Hangisini seçtiğimizin şuurunda nasıl olacağız?


İnsanlık realitesinin bu noktada uykuda olduğu kabul edilmektedir. Yine de bu bir kader değildir çünkü insan varlığı ışık potansiyelini içinde taşıyan bir canlıdır. Yüksek şuura uzanabilme kapasitesine sahiptir. Anın içinde kalpten olarak, bir bebek gibi saf ve temiz bir çocuk gibi masumane bir duruşla anın içindeki doğru olasılığa dokunma potansiyeli her an insanoğlunun içinde gizli durmaya devam eder. Günlük yaşamın koşturması ve dertlerini, hırs ve alma arzularını, tüketim çılgınlığını seçen insanlık için yaşam, aynı kısır döngülerde yaşanmaya devam eder. Oysa verebilme yeteneği bir başkasını kendinden önce düşünme beceresini gerektirir. Onun ihtiyaçlarının senin arzularından daha kıymetli olabileceğine dair bir inanç. Tam da kalbimizin en derininde bilebileceğimiz bir anda saklıdır. Her olay, o saklı mücevhere dokunup dokunmamak arasında bir andır. Önce ben ve benim arzularım mı, yoksa bir başkasının ihtiyaçları mı öncelikli olacaktır. İnsan o karar anında hangisini seçeceği konusunda özgürdür. İşte özgür irade denen irade burada devreye girer.


Kendi ihtiyaçlarımıza rağmen, bir başkasının ihtiyacını görebilmek objektifliktir. Bu objektif görüşün ardındaki icabı yerine getirebilmek, kendine rağmen bunu yapabilmek iradedir. Bunu yapabilmek kolay mıdır? Hem evet çok kolaydır aynı zamanda da evet çok zordur. Durduk yerde hiçbir insan bir başkasının ihtiyacı karşısında kendini geri çekip de senin iraden olsun demez. Günümüz hastalığı ego dediğimiz enerjinin başlıca görevi de bu değil midir zaten. Önce ben diyen kişilik yapılarımız.


Anın icabını görebilseydik, o anın gerektirdiklerini objektif olarak bilebilseydik, bir an bile tereddüt etmeden doğu olanı seçebilirdik. Tıpkı Aşık Veysel’in, başkasına aşık olup onunla kaçan eşinin ayakkabısına gizlice para koyup onları gitsinler diye sessizce bırakması gibi... Kim ki bir başkasının ihtiyacını kendinden önce bilir, işte odur ki anın içinde doğru duayı seslendirme gücüne de sahip kişidir. O kişidir ki niyetlerini kendi için değil, daha yüksek iyilikler için koyandır. Başkalarının iyiliğinin kendi iyiliğini olduğunu bilendir.


Kendini kendinden öte bilmeye çalışmak bu yolun kapısını açan anahtardır. Evet, bu her anın içinde uyanık bir dikkat gerektirir. Evet, her an icabın neyi gerektirdiğini takip etmeyi ve bunu yerine getirebilme iradesini gerektirir. Evet, bu kendinden öte olana güvenin yaşama geçmiş halidir. Evet, bu teslimiyettir. Evet, bu gelecekle konuşabilmektir.



Bizler ancak bu yolun yolcularıyız. Bıkmadan usanmadan, kendi üzerimizde çalışmaya devam etme niyeti, cesareti ve iradesi bizi yolda tutar.,


Elbette kişilik kalıpları bizi bir anda serbest bırakmazlar. Onlar alışageldik döngülerinde dönmeye devam etmek isterler. Atalarımız bizden kendi bitmemiş işlerini bitirmemizi talep eder. Geçmiş yaşamlarımız dediğimiz yanlış düşmüş izlenimler yumağı aynı olaylar karşısında, benzer tepkiler vermemiz sonucunda kendi zekasını dayatır. Bitmeyen bir yolculukta olduğunu bilmek yapamamanın acısını hafifletir. Utanmadan, sıkılmadan ben şunu yanlış anlamışım diyebilmek, bir anın içinde yüzlerce yaşamlık bir izlenimin dönüşmesine yetebilir. Evet, benim şurada kalbim kırılmış ama bu artık olmuyor diyebilmek sevgi denen mucizevi evrensel enerjiye bizi bağlayabilir. Her şeye rağmen ümidini yitirmemek yolu yürüyebilmenin gücünü kazandırabilir. Aynı şekilde öğrenmek zorunda olmadığımızı bilmek yaptığımız seçimlerin değişmesine yarayabilir. Hep aynı alınganlıklar, aynı kalp sızıları, aynı üzüntüler, aynı mağduriyetler yerine gözümüzü geleceğe umutla bakmanın ışığına çevirebiliriz. Şuur olarak geçmişin karanlık mağaraları yerine, geleceği yazıyor oluşumuzun sorumluluğunu taşımaya geçmek mümkündür.


Geçmiş dediğimiz şu anın dönüşmeye ihtiyaç duyan izlenimleri elbette üzerinde çalışmamız gereken en önemli konudur. Sadece çözümü her anın içinde gizlidir ve bu dönüşümü yapacak olan anahtar da bizden uzak değildir. Yeter ki kalp gözüyle görelim, yüksek şuurun iradesini anın icapları içinde uygulamaya geçirebilelim... Kendimize rağmen...



  • Wix Facebook page
  • YouTube Social  Icon
  • Instagram Social Icon
  • Wix Twitter page
  • Google Places Social Icon

Adres: :Asmalı Mescit Mah, Asmalı Mescit Cd. No: 19 D: 3 34437 Beyoğlu/İstanbul

T: +90 (212) 245 22 26

T: +90 (212) 245 22 01

E: info@yukseksuur.com

© 2019 Yüksek Şuur Bilimleri Derneği 

Bu site içeriğinin tamamı için, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 15.Maddesi uyarınca içeriğin kısmen veya tamamen kullanılması halinde eser sahibinin ve sitenin ismen belirtilmesi yasal olarak zorunludur.