İllüzyon ve Anda Kalmak | Bölüm 1


İllüzyon, duyu yanılsaması ve yanılsama olarak bilinir. Gerçek bir nesnenin duyular üzerindeki izlenimlerinin yanlış değerlendirilmesidir. En temel bakışla görüleni gerçek olarak algılamadır. İnsanların dünyayı algılaması beş duyu sayesinde gerçekleşir, illüzyon bu duyu organlarını kendine hedef alan bir sistemdir. Böylece, kişide mantıkla açıklanamayacak durumlar oluşturur.


İllüzyon kavramının tanımı için; “kişilerin, duygusal çıkarımlarıyla birlikte, zihinsel açıdan yorumlama kabiliyeti arasında bulunan ilişkinin kırılması ‘’ ifadesi de kullanılmaktadır. Büyük çoğunluğun önünde gerçekleşen ve gerçekleşmesi pek mümkün olmayan oyunlar ve gösteriler sergilenmektedir. Bu gösterilerde kişilerin duyguları üzerinde kasıtlı bir yönlendirme ve saptırma yapılmaktadır.


Kişi bir yazı okurken, insan beyni yazıdaki imla hatalarını otomatik bir şekilde düzgün olarak algılayabilir ve böylece kişi yazıda herhangi bir hata olmadığını düşünebilir. Fakat hatalar gözden kaçmıştır. Yine bir metinde oldukça önemli olan bir kısım kişi tarafından okunur ama önemli olduğunun farkına varılamayabilir. İllüzyon gösterilerinin başarılı olmasının nedenleri arasında, insan beyninin bu şekilde çalışması bulunmaktadır.


Bilimin oldukça karmaşık ve engin bir dalı olan kuantum fiziğine göre, maddelerin % 99’undan fazlası boşluktur ve yaşam bilinç farkındalığı ve algısal bir deneyimdir. Herhangi bir maddenin beyinde algılanış şekli, beyinde gerçekleşen elektrik iletimlerinden ibaret bir durumdur. Böylece kişi farkında olmaz, fakat beyinde gün içerisinde on binlerce işlemgerçekleştirmektedir. Bu durum alt bilinç olarak tanımlanır ve bu durumun insan yaşamının %90’nında etkin olduğu çalışmalar bulunur. Bu oran ise, insanların öz benliklerini diğer bir adıyla da öz bilinçlerini hayatlarının sadece %10’luk bir kısmında kullanabilmekte olduğunu gösterir. Ve geriye kalan birçok işlem, insan beyni tarafından gerçekleştirilir. Bu ise, yaşam içerisinde kazanılmış olan deneyimlere bağlı olarak otomatik bir şekilde gerçekleşmektedir.


Kuantum fiziğinin insan beyni ile ilgili verdiği bu bilgiler ışığında, illüzyon kavramının niçin kişiler tarafından olağan dışı olarak algılandığı anlaşılmaktadır. İnsanları hayretlere düşüren ve aklın sınırlarını zorlayan illüzyon gösterilerinde insan beyni bazı çıkarımlarda bulunur. Fakat bunu insanlar fark edemez.


Bu çıkarımlar sonucu beyin, algılanmakta olan olayı daha önce yaşamış olduğu olaylar ile kıyaslar ve bir sonuca ulaşır. Metafizik görüş, aslı neyse öyle görünen, hep aynı neticeye götüren, kalıcı, zamanla değişmeyen, insandan insana farklı algılanmayan objektif gerçeklere “Hakikat”, bunun dışındakilere ise “İllüzyon” ismini verir.


Spiritüalizmde ise gözlemleyen insan ile onun beş duyusuyla gözlemledikleri yani tüm evren bir illüzyon alemini veya kısaca illüzyonu oluştururlar.

Bu tanımlamalardan anlaşılacağı üzere, illüzyon hiçbir zaman bir hayal değildir. Sadece, olanın aslından farklı gözükmesidir.


Farklı görmeyi bırakıp, olanı olduğu gibi görmeyi, yani hakikati görmeyi başardığımız anda, illüzyon ortamında da hakikati idrak edebiliriz. Bu sebeple illüzyonu tepki gösterilmesi gereksiz bir hayal gibi algılamamalıyız. Olan şeyleri oldukları gibi idrak edebilirsek, tepkilerimiz yerinde ve tekâmül sağlayıcı olacaktır.


Doğru Tepkiyi Ancak Yaşanan Sahnenin, İllüzyon Olduğunu Farkına Vardığımızda Verebiliriz.


Burada “Olanı olduğu gibi görmek” tanımlaması Vipassana'yı (iç görü) çağrıştırır. Zamanımızdan 2500 yıl önce Hindistan’da Sidharta Gothama Buddha “Hiçbir şey kalıcı değildir” ve “Olanı olduğu gibi görünüz” demiştir. Bilindiği gibi Buddha okullar açmış ve Vipassana meditasyonunu (Farkındalık meditasyonu) öğretmiştir. Onun çağdaşı, Anadolu’nun Ege kıyılarında yaşayan Herakles ise “Aynı nehirde iki kez yıkanamazsınız” diyerek evrendeki tek değişmeyen kalıcı şeyin, değişim olduğunu vurgulamış ve daha sonra bu prensip “Diyalektik” felsefe okullarının oluşmasına yol açmıştır. Bu durumda her olay bir illüzyondur.


Ancak, onun görünen halinin arkasında saklanan hakikati, vermek istediği bilgiyi idrak edersek, illüzyonu aşabiliriz. Doğru tepkiyi ancak illüzyonun, illüzyon olduğunu idrak ettikten sonra verebiliriz. İllüzyonun farkına varmakla en azından, duygusal tepkimizi önleyebilir, kendimize ve insanlara zarar vermeyi durdurabiliriz. Bunun en kestirme yolu, şimdiye kadar düşünmeden yaptığımız, otomatik hale getirdiğimiz her türlü davranışa son vermektir.


İyi veya kötü, yardımsever veya vurdumduymaz, bencil veya diğerkâm gibi gözüken her türlü otomatik davranışa son vermeliyiz. Veya kısa bir süre için otomatik hale gelmiş davranışlarımızın tam tersini yapmalıyız. Böylece, içimizde neler oluyor izleyip öğrenebiliriz.


Bu prarik, olan şeylerdeki hakikati görme ve düşünerek bilinçli bir karşılık vermeyi öğretir. Kendini bilmenin yolu öncelikle böyle bir farkındalık içinde yaşamamızla mümkündür.

İki Budist rahip ormanda yürüyorlarmış, birden arkalarından bir fil sürüsünün koşarak kendilerine doğru gelmekte olduğunu görmüşler. Yaşlı rahip hemen büyük bir ağacın arkasına saklanmış, genç rahip hiç istifini bozmadan olduğu yerde durmuş. Filler genç rahibi ezerek geçip gitmişler ve ağır şekilde yaralanmasına yol açmışlar.


Yaşlı rahip, genç rahibin yanına gelmiş, -“Fillerin geldiğini gördüğün halde neden kaçmadın?” diye sormuş.

-“O filler sadece bir illüzyon” demiş genç rahip. Yaşlı rahip yanıtlamış:

-“O filler sadece bir illüzyon ise unutma ki sen de ayni illüzyondasın.”


Ne zaman illüzyon dense aklıma gelen bu hikayeyi, sizlerle paylaşmadan geçemedim.


Anda Kalma

Anda kalabildiğinde, zihninin, düşüncelerinin ve duygularının objektif gözlemcisi olabilirsin. İzleyicisindir, kendine adeta bedeninin beş cm dışından bakarken, sadece fiziksel bedeninin değil, olayın da dışına çıkmış olursun. Olayla olay olmaz, mesajı görebilirsin.


Çağrışımlar Hapishanesinden Kaçış


Objektif gözlem hali; yani çağrışımların hapishanesinden kurtuluş. Peki ne demek çağrışım hapishanesi? Zihnimiz çağrışımla çalışır. Bir koku, bir duygu, bir ses, etiketlediği ve o etiketle arşivlediği bilgi ve hissi çağırır hemen ve bu olayı da aynı duygu ile karşılar. Çünkü beyin arşivcidir. Her şeyi yargılar, kategorize eder, etiketler ve depolar.


İzlenim almamız gereken yeni bir deneyim yaşanmaktadır. Oysa biz çağrışım mahkûmiyetindeysek maalesef o değerli sahneyi de, izlenimleri doğru merkeze düşüremediğimiz için, eskilerinin yanına gömmüş oluruz. Olay bittikten sonra fark edebilirsek, bir daha tekrar bu konuda ne zaman bir olay yaşanacak ve biz doğru izlenimi, doğru merkeze düşürebilecek miyiz diye kaçan tren misali arkasından bakakalırız.


Objektif kalabildiğimizde ne olur peki?


Anda kalabildiğimizde, olayla olay olmayız. Fiziksel bedenimizle özdeş olmadığımız için, benlikler direksiyonda değildir. Üst benliğimizle gözlemleyebilir olay anının fotoğrafını çekebiliriz.

Gerçekte ne oluyor, bize ne gösterilmeye çalışılıyor, nasıl bir aynalama var, fark edip anlayabilsek, vereceğimiz sınav ile tekâmülümüzde bir üst basamağa çıkabiliriz. Döngüdeyiz belki de yine benzer bir olay gelmiş, zihin çağrışım tuzağında, benlikler otomatik ayni tepkiyi verecekken, dışarıdan nötr, 3. göz olarak gözlemlediğinde benlikler görünür olur, ışık alır, sifalanır, tamamen yok olmasa da gücü azalır. İzlenim doğru merkeze düşer ve dikey çıkış yaşanır.

  • Wix Facebook page
  • YouTube Social  Icon
  • Instagram Social Icon
  • Wix Twitter page
  • Google Places Social Icon

Adres: :Asmalı Mescit Mah, Asmalı Mescit Cd. No: 19 D: 3 34437 Beyoğlu/İstanbul

T: +90 (212) 245 22 26

T: +90 (212) 245 22 01

E: info@yukseksuur.com

© 2019 Yüksek Şuur Bilimleri Derneği 

Bu site içeriğinin tamamı için, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 15.Maddesi uyarınca içeriğin kısmen veya tamamen kullanılması halinde eser sahibinin ve sitenin ismen belirtilmesi yasal olarak zorunludur.