Şuursal yükseliş için ilkelerimiz bize yardım eder. Yol’un, “kendini bilme”nin sözlü geleneğiyle güncel deneyimlerin buluştuğu ilkeler dönüştürücü etki yapar. Gerçek anlamları yakalamak için kalıplarımızı 22 İlkeyle aşmaya çalışabiliriz. Böylece içsel maceralarımızı nasıl elde ettiğimizi örtmeden ruhsal özlerimizi paylaşabiliriz.

1. İlke: Yol, Teslimiyet, Senin İraden Olsun
Yol, arayışa başladığımız yer, kendimizi aramaya başladığımız yerdir. Yolun
harcı; görünmeyendekine inanmak ve güvenmektir. Senin iraden olsun kadercilik değil, her
şeye güvenim tam demektir. Çünkü yol sizinle devam etmek için size güvenmek ister.

2. İlke: Birlik, Tesirleri Okuyabilmek
Birlik, tesirleri okuyabilmekle fark edilmeye başlanır. Olayların diliyle konuşan akış bizi kendine
çekmek için ve bize güvenip bizimle akmak için çoktan bize doğru çekilmiştir. Sezgisel
aklımızla biz de Birlik’e çekilmişizdir; ama zihin ve duyguların perdesi bunu engeller. Birlik
kapısını ikilikleri yaşamadan bulamayız. İkiyi “bir” etmek için sezgisel akla geçmeli ve bedenin
kadim gizemlerini öğrenmeliyiz.

3. İlke: Şuur, Işık, İrade, Dikkat
Birliği, tesirleri, verme duygusunu, yola teslimiyeti ve anlamak için şuura, ışığa, irade ve
dikkate ihtiyaç vardır. Her şey ışıktır. Işık, şuurla kendini görünür kılar. Dürüstlük, sadakat,
fedakarlık ve neşeyle yol alır.

4. İlke: Zihin-Benlikleri Gözlemlemek-Kozmik Besinlerle Beslenmek
Çalışma der ki; eğer siz duygusal olarak negatifseniz, o merkezinizi kullanamazsınız. Çünkü
negatif olarak çalışan bir şey, doğru olarak çalışmaz ve size hep yalan söyler. Her olayın içine
gir ama olayla olay olma. Çünkü negatif olmamak senin sorumluluğundadır.

5. İlke: Kader, İlham Almak, İlham Vermek
Yaşamımız sadece bize ait bölünmüş bir zaman ve mekan değildir. Ailelerimiz, dostlarımız,
karşılaştığımız insanlarla kopmayan bağlara sahibiz. Bu bağların işleyişi hiç şaşmayan
evrensel bir dengeyi oluşturuyor. Tüm evreni kaplayan yaratıcılığın bir parçası olan insan bunu
hatırladığında ilhamlara açık hale gelir. Duyduğu şükran ile yüksek şuurdan gelen ilhamları
paylaşmak, özündeki “vermek” ihtiyacını karşılar. Atıl, pasif veya sürüklenen olmak yerine
yaratıcılık enerjisi ile alışverişe geçtiğinde kaderin aktif, çalışan bir dişlisi olur, hazır olan tüm
potansiyellere şuur maddesi üretir.

6. İlke: Alçakgönüllülük
Eğer “ben bilirim, ben yaşarım, ben yaparım” düşünceleri ile takılıp kalmışsak,
mutluluğumuzun bu fikirlerde olmadığını anlamışız demektir. Bildiğimizi zannettiğimiz her şey
aslında bilmediğimiz bir dünyadır. Şu anın doğasına uymayan her söz, her davranış, her
düşünce bırakılmalıdır. Alçakgönüllülükle insan, yüksek şuura duyduğu güven ve teslimiyetle
anın içindeki ilhamlara açık hale gelir. Mutlulukla aldığı bilgi ile tamlık içinde ilerler. Birliğin
ihtiyaçları ile uyumludur. Alçakgönüllülük, ben duygusunu aşmak için kullanılacak davranış
biçimlerini formüle eder; vermek gibi, diğerkamlık gibi, komşumuzu kendimizden çok sevmek
gibi…

7. İlke: Kader – Vazife-Bağlanmadan Aşk ile Yürümek
Kozmosun sonsuzluğu içinde; üzerinde bulunduğumuz nokta neresi ise, bu noktada olmamızın
bir amacı, bir hedefi olmalı. Eğer bir varlıksal hedefimiz varsa; hedefe bağlı yürümek başlıca
vazifemiz olur. Eksiklerimizi tam etmeyi, tam zannetiklerimizin eksik olduğunu görmeyi ve her
aşamada daha yukarısı olduğunu anlatır bu ilke…

8. İlke: Hız
Ruh, potansiyel harekettir ve içinde dikkat taşır. Dikkatiniz neredeyse oradasınız der
öğretmenler ve eklerler; ruhun hızı yol ve zamanla ilgili değildir. Hız doğru anda doğru ihtiyacı
cevaplamaktır. Bazen dinlenmemek üzere yarışa başlayan kaplumbağa, bazen sorusunu
cevaplamak için dünyayı dolaşıp, aradığı cevabı kapı komşusunda bulan derviş, bazen de
zihinsiz kalpten cevap veren bizdir.

9. İlke: Tohum Olmak
Ne olduğumuzu bilmediğimizi anlatır bu ilke. Bir tohumun ne meyve vereceğini tohumun
kendisinin bile bilmediğini söyler. Görünmez bir fikrin, bir kelam ile görünür olmasını öğretir.
Açığa çıkmamış kendi potansiyelimizi keşfetmemize ve kendimizi bizzat kendi fikrimiz ile
dönüştürmemize fırsat verir.

10. İlke: Almak-Almayı Bilmek
Ruh’un ihtiyacı nedir ve bu ihtiyaç nasıl karşılanır? 10. İlke de olanı olduğu gibi alçak gönüllük
ile kabul etmek öğrenilir. Hedefe ilerlemek için gereken özsel ihtiyaçlarımızı kabul edip ve
bunları dünyevi isteklerden ayırt ederek kendimizi özgürleştirebilmemize yardımcı olur.

11. İlke: Denge
Ne fazlası ne azı, ihtiyacımız kadarı. Fazlasını farketmez, azıyla tatmin olmayız. Fazlasıyla
başkasına borçlanır, azıyla alacaklı hissederiz. Arayış devam eder. Oysa ihtiyacımız kadarı;
kalıcı olandır. Denge; kalıcı olanın bilgisinin bize ulaştığı bir gerçeklik, bir tamamlanma halidir.
Saf, basit ve sade. Arzularımız ile korkularımızın farkındalığı ve tüm ihtiyaçlarımızın
karşılanacağına dair güven duygusuyla yaşayarak kalıcı olmayı öğreniriz.

12. İlke: Sabır ve Zaman
Sabır atalet değil, aksine yeniyi getirendir. İçimizde ve dışımızda süregelen devinime
kapılmadan durabilir ve seyredebilirsek hayattaki tekrarlarımızı, döngülerimizi kırabiliriz. Kişisel
algımızın ötesinde daha bütüncül bir yaklaşımı benimsemek yeni bir gerçekliğin kapısını
aralar. Bu iradeyi gösterebilmek ve sürdürebilmek ise sabır isteyen bir süreçtir. Olacak olana
güven duyarak ve rıza göstererek iradenin doğacağı sabrı yaşatırız.

13. İlke: Merhamet, Şefkat, Adalet
Merhamet, şefkat ve adalet sadece bu dünyada yaşayan erdemler değil, birliğe
yolculuğumuzda bize yol gösteren ince enerjilerdir. Kalbimizdeki sevgiyi, idrakimizdeki
düşünceleri vermek, paylaşmak isteğimiz koşulsuz ve sınırsız olabilir. Bu iyidir. Fakat
karşımızdakinin alacakları ancak kendi ihtiyacı kadardır. Adalet ilkesi burada yardıma gelir ve
der ki; “ihtiyacından fazlasını vermek, yük oluşturur, insanın özgün deneyimlerini engeller”.
Böylece kendimiz için değil, bizde çok olduğu için değil, sevginin nötr ve doğal hali ile vermek
fikrini bize hatırlatır. İşte sınırsızca akan bu gücün vicdana uygun olarak sınırlanması ile oluşan
iyiliğin adı merhamettir.

14. İlke: Uyanmak, Canlanmak, Hatırlamak
Uyanış hiç bir şeyin sandığımız gibi olmadığını, sadece öyle göründüğünü, derinde ve daha
derinde hakikate uzanan bir yol olduğunu fark etmeye başlamaktır. Ayrı olduğumuz illüzyonu
yerine, istesek de ayrılamayacağımızı, birbirimize görünmeyen ve asla kopamayacak bağlarla
bağlı olduğumuzu hatırlamaktır. Zihinsel düşüncelerimizin ve negatif duygularımızın bize
söylediği yalanlara “dur” diyebildiğimizde, içimizde başka bir gerçeklik belirir. Hem yeni hem
değil, hep oradaydı ama şimdi gördüğümüz…

15. İlke: Güven, Şüphesizlik, Korkusuzluk
Bu ilkeyle birlikte “sakinlik” bize gelir. Ekstra çaba içine girmez artık kişi. Gerektiğinde de en
son gücünüze kadar da çabalarsınız. Hayatın içinde akış olduğunu, her şeyin kendi ahenginin
olduğunu, sistemin kıl kadar şaşmadan aktığını bilir kişi. İçerideki şüphe maddeleri yavaş
yavaş sizden uzaklaşmaya başlamıştır artık. ” Aceleci ” olmak gibi bir şey ortadan kalkar.
Vicdan uyanmıştır, artık apaçık hissedersiniz sizi izlediklerini. Her şey daha da açık, bir o kadar
da kapalı hale gelmiştir bile …

16. İlke: Negatiften kurtulmak, Cesaret, Kibirle Yüzleşmek
Gözlerimiz hem içeriye hem de dışarıya baksın. Bu ilke bize doğru bağların nasıl kurulması
gerektiğini anlatır ve gizliden gizliye komşu denilen kavramı bize gösterir. Sözlerinizde sevgi
olsun diyen kadim bilgelik öğretisi tam da burada başlar. Dışımızıdaki imajinatif olarak
yarattığımız etki ile cesurca karşılaşmak için bu ilkenin enerjisinden faydalanabiliriz. Kadim
bilgelikte şöyle geçer ” Kibirlilerin arasında oturmam”. Görünmeyeni arıyorsak kibirimizle
yüzleşmek zorundayız ki kendi gerçeğimiz görünür kılınsın.

17. İlke: Kalpten Olmak, Kalp Manyetizmasını Kullanmak
Kadim öğretiler sözlü gelenekler ile günümüze taşınmış. Hoca-öğrenci arasındaki ilişki
ağzıdan ağıza, sözden söze devam etmiş. Kimisi yazılmış, kimisi sözlerde kalmış. Bu ilke bize
şimdide olmayı ve genişlemeyi anlatır. Kalbimizin sözleri ağzımızdan çıkar ve her yöne yayılır.
Kah kalpleri açarız bir oluruz yollar ile kah kalpleri kırarız bir oluruz tozlar ile. Kalp cihazı bizi
nötr halde sevgi kanalı bağlar. İçsel bilme ve sevgi halini yaşarız doğal olarak, hayatımız
sadeleşir ve yapacaklarımız daha da belirgin hale gelir bu cihazı kullandığımızda.

18. İlke: Aşka Geçmek
Kadim öğretiler sadık olanlara öğretilirmiş. Sadakat için çalışma sabrına yani aktif sabıra da
ihtiyaç vardır. Beklemek anlamına gelmeyen aktif sabır, içinde aşkın ateşini ve akışın iradesini
taşır. Aşk hali, kurduğumuz bağlardan bize gelen ateşin dozunu gösterir. Artık yanmaya doğru
geçerken hareket etmek, yürümek kişi için kaçınılmaz olur. Ne yöne baksa onu görür ve daha
çok yanar. Başka türlü dönüşmeyeceğini bilen inisiye, aşkın ateşini içsel olarak hep harlı
tutmalıdır bu ilkede.

19. İlke: İzlenimler Mutfağı, Dua Edebilmek
İzlenimler mutfağı manyetik alanımızı çoğaltmayı hedefler,dua ile birlikte, ama önündeki üç
engeli aşmalı. Nedir üç engel? 1- Tembellik. 2- Zihinsel Sağırlık 3-Açgözlülük Başkalarıyla
paylaşıp tesirleri çoğaltması gerekirken kendinden başka hiç kimseye kulak asmaz ve
kendinde olanı başkasına vermez. Basit gerçeklerle ifade edeceğimiz şeyleri yapmayıp
karmaşık dualarımızın içine gömeriz. Dua ederken samimiyet içinde sevgiliyle diyalogla gibi
olmalı; ancak dua ettiğimiz makamı bize benzetmeye kalkarsak dua bir yere gitmez. Olağan
şuur seviyemizin üstüne çıkabilmeliyiz. Duayı zorunlu bir uğraş olmaktan çıkartabilmeliyiz.

20. İlke: Vermek-Vermeyi Bilmek yapılacak işte benimde enerjim olmalı benimde
emeğim ve çabam olmalı şeklinde canlı hale gelebilmelidir. Bu aç gözcülüğü yenebilmektir….”
hiç kimseyapmaya yatkın olduğu şeyi yapmakta ağır davranmamalı. “Bu tembellikle
uğraşmaktır.. alma mecburiyeti anlayışından kurtulmak içsel kale almayı bırakıp dışsal kaale
almak buda zihinsel sağırlığımızı yenmektir..verme işi bir haz alma işi değildir.verme işi ver
kurtul anlayışıda değildir varlıksal olarak yukarını işini yapmaya hazır olmaktır.

21. İlke: Vicdan Dualitesi
Vicdan dualitesi, ikinin tekrar bir olma çabasında hizmet eden bir mekanizmadır. ”Komşunu
kendin gibi sev”, ilk basamağıdır. Söz, düşünce ve eylemlerinle bunu sergileyebildiğin oranda
basamaklar seni yavaş yavaş vazifeye tırmandırır…

22. İlke: Ruh, Madde, Mutluluk
Anlam dünyasına bir kapı açmıştık, yolun en başında ve yolu, “senin iraden olsun” diyerek,
teslimiyetle adımlamıştık. Varılan yer ise asla son değil. O sadece, perdelerin aralanıp gören
ve görünen arasındaki sınırın giderek silikleştiği, gönülde tat bırakan bir “an”.